Konut Hakkı – Anayasal Haklar Çerçevesinde Bir Değerlendirme

I. GİRİŞ

Seyahat ve yerleşme özgürlüğünden başlamak üzere konut hakkıyla birlikte barınma ve ikamet yeri seçimi de özel olarak anayasal güvence altındadır. Bireylerin konut hakkı güvenceye alınmadan, konut dokunulmazlığından, dengeli ve planlı bir kentleşmeden bahsedilemez.[1] Yerleşim hakkı ve devamında konut hakkı, insan haklarının en düşük eşiklerinden biri olarak nitelendirilebilir. Yerleşim hakkı beraberinde zorla boşaltma yasağını getirir, devamında konut hakkı planlı, dengeli ve yaşanabilir bir çevrede yerleşme imkanını sağlar. Anayasalar beraberinde ulusal ölçekte yerleşim özgürlüğü ile konut hakkının hukuksal sınırlarının çerçevesini çizerler.[2]

İnsan hak ve özgürlükleri içinde güvenlik içinde yaşama hakkını güvenceye alan birinci kuşak haklardan olan yerleşme özgürlüğü ve insanlığın onur içinde yaşama hakkını sağlamak amacıyla ortaya çıkan sosyal haklar arasında yer alan konut hakkı; insan hakları bağlamında iç içe geçmiştir. Balkır’a göre konut hakkı, insan haklarının en düşük eşiğidir.[3] Bu denli iç içe iki kavram olan yerleşim özgürlüğü ile konut hakkından yerleşim özgürlüğü Anayasa’nın Kişi Temel Hak ve Özgürlükleri bölümünde düzenlenirken (m.23), konut hakkı Sosyal Ekonomik Hak ve Ödevler bölümünde düzenlenmiştir.(m.57)

Bu çalışmada sosyo-ekonomik bir hak olarak konut hakkının kapsam ve içeriğiyle ulusal ve uluslararası güvenceleri incelenmeye çalışılacak, tali kurucu iktidar tarafından oluşturulacağı muhtemel olduğundan, maddeleri baştan yazılarak tümden değiştirilmesi hedeflenen 1982 Anayasa’sında 2012 yılında yapılacak değişikliğin kapsamının nasıl olması gerektiği hususunda bazı önerilerde bulunulacaktır.

II. KONUT HAKKININ ANAYASA HUKUKU AÇISINDAN NİTELİĞİ

  1. Hürriyet ve Hak Kavramları

Konut hakkının yerleşme özgürlüğü ile birbiri arasında sıkı bir ilişki olduğundan bahsedildiğinden kısaca özgürlük ve hak kavramından ve aralarındaki temel farktan bahsetmek gerekmektedir.  Özgürlük yahut doktrinde daha çok kullanılmış ifadesi ile hürriyet serbest hareket etme gücüdür. Hak bir hürriyetin sağlanması için kişiye anayasa ve kanunlar ile tanınmış yetkilerdir. “Hürriyet” ve “hak” kavramları bu şekilde tanımlanırsa aralarında şu farklar ortaya çıkmaktadır:

(1) Hürriyet soyut, hak somuttur. Hak hürriyetin uygulanması aşamasında ortaya çıkar.

(2) Haklar mahkeme önünde ileri sürülebilir.

(3) Hürriyetlerin gerçekleşmesi için başkalarının veya devletin bir şey yapmaması gerekir. Hürriyet, kişinin kendi fiilî ile gerçekleşir. Hakkın gerçekleşmesi için ise, diğer kişilerin veya devletin hak sahibi kişi lehine birtakım edimlerde bulunması gerekir. Hakkı gerçekleştiren fiil, hak sahibinin değil, başka kişilerin veya devletin fiilidir.[4]

Klasik haklar alanında daha çok hak ve özgürlükleri zedelememe ile yükümlü olan devlet, sosyal haklar alanında hakların somutlaştırma işlevini yüklenecektir.

Yine konut hakkının kavramsal olarak Anayasal haklar statüsünde konumunu netleştirmek açısından birinci, ikinci ve üçüncü kuşak haklardan kısaca bahsetmek gerekir.

Birinci kuşak haklar, tarihsel olarak ilk ortaya çıkan haklardır. Bunlar kişi haklarını (örneğin kişi güvenliği, konut dokunulmazlığı, düşünce hürriyeti) ve siyasal hakları (seçme ve seçilme, siyasal faaliyette bulunma hakları) içerir.

İkinci kuşak haklar, çalışma, dinlenme, emeklilik, sağlık ve konut hakkı gibi sosyal ve ekonomik hakları içerir. Bu haklar Birinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkmış büyük ölçüde İkinci Dünya Savaşından sonra uygulanmaya başlanmıştır.

Üçüncü Kuşak haklar, ise çevre hakkı, barış hakkı, gelişme hakkı gibi haklardan oluşur. Bunlar en son çıkan haklar olup, bunlara “yeni insan hakları”, dayanışma hakları” da dendiği olur. [5]

  1. İnsan Hakkı Olarak Konut Hakkının Yerleşme özgürlüğü ile diğer hak ve özgürlüklerle ilgisi

Dar anlamda barınma hakkı anlamına gelse de konut hakkı dört duvar bir çatının ötesinde, uygun, yaşanabilir, asgari niteliklere sahip bir konutu gerekli kılmaktadır. Yaşam kalitesinin veya nitelikli bir yaşamın gerçekleşebildiği bir konut, belli çevresel koşullar dışında düşünülemez.[6]

İnsan hakları kavramı gerek doğrudan insan aklının ürettiği bir kavramsal düşünce olarak ve gerekse özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında özerk bir hukuk disiplini içinde kurumsallaşan bir değer ve sistem olarak, tarihsel evrimin belli bir aşamasında ortaya çıkmış ve somutlaşmış bir birikimin ürünüdür. Tarihsel süreç ve zorunluluk nedeniyle; ikinci kuşak temel hak ve özgürlükler içinde ortaya çıkan sosyal haklar, devletin katkısı olmadan kişilerin kendi başlarına yararlanamayacağı haklardandır.[7]

Anayasa’nın koyduğu ölçütler konusunda; yerleşme özgürlüğünün sınırlanmasında ve devletin konut ihtiyacını karşılama görevinde, sağlıklı ve düzenli bir kentleşme esas alınmaktadır. Yerleşme özgürlüğü sınırlanması suç işlenmesinin önlenmesini, sosyal ve ekonomik gelişmeyi, kamu mallarının korunmasını amaçlarken, konut hakkının sınırlanması şehirlerin özelliklerinin ve çevre şartlarını gözeten bir planlamayı amaçlamaktadır.[8] Hemen belirtmek gerekirse konut hakkı yerleşim özgürlüğü için gerekli ancak yeterli olmayan bir haktır. Yerleşim özgürlüğü konut hakkından daha geniş bir kavramdır.

Konut Hakkı sadece yerleşme özgürlüğü için değil diğer bazı temel hak ve özgürlüklerin somutlaşması için önemli bir haktır. Konut dokunulmazlığı ve sağlık hakkının somutlaşabilmesi için öncelikli olarak konut hakkının varlığı gerekir. Yine planlı yaşanabilir bir çevre hakkının somutlaşması da konut hakkı ile sıkı bir şekilde birbirine bağlı haklardandır.[9]

Yerleşme özgürlüğünün somutlaşması anlamında düşünülmesi gereken konut hakkı, diğer kuşak hakların ihlaline yol açmayacak şekilde devletin planlayıcı katkısı çerçevesinde kullanılması gereken sosyal ekonomik bir insan hakkıdır.

III. TARİHSEL GELİŞİM

Tarihsel süreçte yerleşme özgürlüğü, 19. yüzyılın liberal anlayışının klasik kişi özgürlükleri arasında yer alır. Bireysel temele dayanan bu özgürlükler, devletin müdahale alanı dışında tutulmak istenir. Buna karşılık konut hakkı, 20. yüzyılın sosyal hakları kategorisine girer. Gerçekleşmesi devletin edimde bulunma yükümlülüğü altına girmesine bağlı olduğu için sosyal haklar, ancak sosyal devlet anlayışında uygulamaya konabilmiştir. Günümüzde, her iki yöndeki anlayış geniş ölçüde eşitlenmiş, kimi klasik haklar ve sosyal haklar büyük ölçüde içice geçmiştir. Bu nedenle, konut hakkının gerçekleşmesinde olduğu denli yerleşim özgürlüğünün sağlanmasında da devletin müdahalesi belirleyicidir.[10]

1933’de Atina’da toplanan Milletlerarası Modern Mimari Kongresi’nde temel şehircilik ilkelerinin belirlendiği Atina Anlaşması, 1941’de Alman işgali altında bulunan Paris’te yayınlanmıştır. Atina Anlaşması, kent planlamasını insan merkezli olarak ele almakla birlikte, sağlıklı kentsel çevreler yaratılması için önemli ipuçları sunmaktadır. İnsanca yaşanabilir koşullarda barınma gereksinimi olarak ifade edilen konut hakkı, Atina Anlaşması ile ilk kez ortaya atılmıştır. Kökenlerini 1933 tarihli Atina Anlaşması ile 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinden alan konut hakkı, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını da içeren temel bir insan hakkıdır. Buna göre, herkes sağlıklı yaşama koşullarına sahip, ödenebilir bir konutta barınma hakkına sahiptir. [11]

 

IV. ULUSLARARASI BELGELERDE KONUT HAKKI

Uluslararası nitelikli belgeler, yerleşme özgürlüğü ve konut hakkı konusunda giderek bağlayıcı nitelikte hükümler koymaktadır. Yerleşme özgürlüğü bakımından zorla boşaltım yasağı, konut bakımından ise herkese uygun ve elverişli konut edindirme yükümlülüğü devleti muhatap alan iki önemli uluslararası normdur.[12]

  1. Uluslararası Sözleşmelerdeki Konut Hakkı Düzenlemeleri

Konut hakkı, uluslararası belgelerce güvence altına alınmıştır. Konut hakkı, insan haklarını konu edinen uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmış ve bu belgelerde konut hakkının gerçekleştirilmesi yönünde devletlere somut görevler yüklenmiştir. Konut hakkı uluslararası insan hakları belgelerinde de; İnsan Hakları Evrensel Bildirisi m. 25, Avrupa Sosyal Şartı m. 16, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı 34. maddesinde görüleceği üzere güvence altına alınmıştır. Konut hakkı ve konut edinmeye ilişkin haklar; öncelikle 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 25/1. maddesinde yer alır. 25/1. madde de; “Herkesin kendisi ve ailesinin sağlık ve gönenci için; beslenme giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır.” denilmektedir.  25.madde; Devlete, bu hakların sağlanmasını bir görev olarak yüklemektedir. Konut hakkı; 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 11/1.maddesinde; “… herkese kendisi ve ailesi için beslenme, giyim, ve konut dahil, yeterli bir yaşam düzeyi ve yaşama koşullarını sürekli olarak geliştirme hakkı vardır.” şeklinde tekrarlanmıştır. Konut hakkıyla ilgili olarak, Gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın 31. maddesinde; “Devletler barınaktan yoksun kalma durumunu da tedricen ortadan kaldırmaya yönelik önlemler almalıdırlar. Devlet halkın kabul edilir düzeyde kentlerden yararlanabilmesini sağlamakla ve maddi olanağı dar olanlar için konut giderlerini ulaşılabilir bir düzeyde tutmakla yükümlüdür.” denilmek suretiyle, Devletlere; konut hakkı ve konut çevresini koruma altına alma ve yaşayan herkesin konut ihtiyacının karşılama yükümü getirilmiştir. Uluslararası belge ve sözleşmelerde konut hakkına yer verilmesinin temel nedeni, barınma ihtiyacını karşılayamayacak durumda olmanın temel bir insan hakkı ihlali olarak görülmesidir.[13]

  1. Avrupa Kentsel Şartı’nda Konut Hakkı

Avrupa Kentsel Şartı’nda her insan ve ailenin; güvenli, sağlam bir konut edinme hakkının güvence altına alınması gerektiği vurgulanırken; konut hakkının kapsamının özellikle “Konut, kişinin gündelik yaşamını sürdürebilmek amacıyla enerji ve kuvvet toplayabildiği ve fiziksel sağlığı için güvenli, emin bir ortam olmalıdır. Buna da yapılarda güvenlik standartlarını oluşturup uygulamak, sıhhi olmayan yapılara ilişkin envanterleri derleyerek; yapıların yıkılması, yeniden yapılması ya da onarılmasına; yerel sağlık, güvenlik ve barınma birimlerinin işbirliği ile karar verilmelidir. Bu aynı zamanda konutların doğal tamamlayıcısı, bahçeler, yeşil alanlar ve bu amaçla ayrılmış benzeri paylarla (küçük bostanlarla) donatılması anlamına gelir.” şeklinde tanımlandığı görülmektedir.

Avrupa kentsel şartında; konut hakkının kentli haklarına büyük oranda yansıtıldığı görülmektedir. Kentli hakları içinde barınma ve konut hakkı en önemli temel alanlardan birini oluşturmaktadır. Avrupa Kentsel Şartı ilkelerinin ana başlıklarından biri olan konut hakkının tanımı;  “Konut yuvası olan kentler, daima “kale”lerinin gölgesinde barınmaya can atan insanlar ve toplum için çekici olmuştur. Konut edinmeye ilişkin haklar, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25. maddesinde belirtilmiştir. Konut, bireye ait kişisel bir mekan olup, ikamet edenin kentsel varlığının temel simgesi, toplumun temel yaşama birimidir. Konut stoku, kentin yapılaşmış alanının büyük bölümünü kaplar. Konut; bir insanın yaşamında sahip olmak için en büyük bedeli ödediği harcama kalemi olup; çalışma, dinlenme ve ulaşımla birlikte kent yaşamının temel işlevlerinden biridir” şeklinde yapılmıştır.

Avrupa Kentsel Şartı’nda ayrıca konut hakkının gerçekleştirilmesine yönelik ilkeler de belirlenmiştir. Şartta, konut hakkının temel ilkeleri; konutla bireyin mahremiyetinin olması, her insan ve ailenin; güvenli, sağlam bir konut edinme hakkı, yerel yönetimlerin, konutla seçenek, çeşitlilik ve ulaşılabilirliği artırması, sosyal ve ekonomik olanakları kısıtlı olan kişi ve ailelerin haklarının, yalnızca pazar mekanizması koşullarına terk edilmemesi, yerel yönetimler tarafından, ev sahibi olabilmek ve kullanım süresi güvencesinin sağlanması, eskimiş konut dokusunun yenilenmesinin bedelinin burada oturan, sosyo-ekonomik seviyesi düşük gruplara yüklenmemesi olarak belirlenmiştir.

  1. Habitat II Konferansı

Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri (Habitat II) Konferansı’nın İstanbul’da 3-14 Haziran 1996’da toplanması ile konu dünya ölçeğinde gündeme gelmiş ve İstanbul Bildirgesi ile yeni bir evreye ulaşmıştır. Kabul edilen Habitat Programı ve Eylem Planı ile BM İnsan Yerleşimleri Merkezi’nin daha etkili, sürekli bir kurum haline getirilmesi hedeflenmiş; böylece bir uluslararası mekanizma oluşturulması aşamasına varılmıştır. Konut hakkının gerçekleşmesinde kamusal ve toplumsal aktörlerin katılımı da, Habitat-II önemli bir özelliği ve hedefi olarak kaydedilebilir. Ülkemizde gerçekleştirilen Konferans, kent ve kentsel çevrenin yerleşim sorunlarını Türkiye’de evrensel kriterler ışığında değerlendirme olanağını sunmuştur.[14]

  1. Bazı Ülkelerin Anayasalarındaki Konut Hakkı Düzenlemeleri[15]
  2. Avusturya Anayasası

Madde 11 – (1) Aşağıda sayılan alanlarda gerçekleştirilecek yasal düzenlemeler federasyon tarafından gerçekleştirilir, yürütme eyaletlere aittir; (3) Konut inşası ve mevcut konutların ıslahının teşvik edilmesi hariç, sosyal konutlarla ilgili çalışmalar;

      6. Belçika Anayasası

Madde 23 – Herkes insan onuruna yakışır bir hayat sürme hakkına sahiptir.

Bu amaçla, bunlara karşılık gelen yükümlülükler dikkate alınarak, madde 134’de atıf yapılan kanun, federal kanun veya tüzüklerle ekonomik, sosyal ve kültürel haklar teminat altına alınmış ve bunları kullanım şartları belirlenmiştir. Bu haklar, diğerlerinin yanı sıra şunları içerir;

(3) Uygun barınma hakkı;

(4) Sağlıklı bir çevrenin korunması hakkı;

(5) Kültürel ve sosyal gereksinimleri karşılama hakkı

        7. Almanya Federal Anayasası

Madde 13 – (7) Bunun dışında müdahale ve sınırlamalar ancak, genel bir tehlikeye veya bir kimsenin yaşamını tehdit eden bir tehlikeye karşı önlem almak, bir yasaya dayanmak şartıyla kamu güvenliği ve düzenini tehdit eden tehlikelere karşı önlem almak, özellikle konut kıtlığının giderilmesi, salgınlara karşı savaşma veya gençleri kötü yollara düşmelerinden korumak amacıyla mümkündür.

Madde 74 – (18.) Şehir planlaması kapsamındaki gayrimenkul alım ve satımı, toprak hukuku (belediye ile köy alt şerefiye rejimi dışında) ve sükna parası rejimi, eski  borçlara ilişkin yardım rejimi, konut inşasına ait prim/taksit rejimi, maden işçilerine ait konut inşası ve madencilere ait yerleşme yeri rejimleri

Madde 117 – (2) Halen mevcut olan konut kısıtlığı dolayısıyla dolaşım özgürlüğünü sınırlandıran yasalar, federal bir yasayla kaldırılıncaya kadar yürürlükte kalırlar.

           8.İrlanda Anayasası

Madde 45 – (2/i) İşleri vasıtasıyla vatandaşlarının (tamamı, kadın ve erkek eşit olarak, yeterli geçim vasıtasına sahip) ev ihtiyaçlarını makul olarak karşılayabilmesi. (2/v) Topraklar üzerinde, ekonomik güven içinde koşullar elverdiğince çok sayıda ailenin yerleşik olması.

           9. İtalya Anayasası

Madde 47 – (2) Cumhuriyet, konut ve çiftlik sahipliğini ve özel tasarruflar yoluyla, büyük ulusal işletmelerde doğrudan ve dolaylı hisse sahipliğini teşvik eder.

3.Hollanda Anayasası

Madde 22 – (2) Konut imkânını geliştirmek hükümetin sorumluluğundadır.

           10.Polonya Anayasası

Madde 75 – (1) Kamu makamları, özellikle evsizlikle mücadele ederek, ekonomik konut geliştirmeyi teşvik ederek ve her vatandaşın ev sahibi olmasını amaçlayan faaliyetleri destekleyerek, konut ihtiyacını karşılamaya elverişli politikalar izler.

           11. Portekiz Anayasası

Madde 65. (Konut ve şehir planlaması) – (1) Herkes, kendisi ve ailesi için, sağlıklı ve konforlu, kişi ve aile mahremiyetini muhafaza eden, yeterli büyüklükte bir mesken hakkına sahiptir. (2) Konut hakkını güvence altına almak için, Devletin yükümlülükleri şunlardır:

a) Yeterli ulaşım ağı ve sosyal tesisin varlığını garanti eden şehir planlama belgeleriyle desteklenen genel şehir ve bölge planlama belgelerinde şekillendirilmiş bir konut politikasını planlama ve uyguılama;

b) Özerk bölgeler ve yerel yönetimlerle işbirliği içinde düşük maliyetli sosyal konut inşaatını teşvik etme;

c) Kamu yararına tabi olarak, özel inşaatı ve konut sahipliği veya kiralamayı canlandırma;

d) Konut sorunlarını çözme yolunda çaba gösteren yerel girişimleri destekleme ve teşvik etme ve konut ve yapı kooperatiflerinin oluşumunu özendirme.

(3) Devlet, ailenin geliriyle uyumlu bir kiralama ve ferdi konuttan faydalanma sisteminin oluşturulması yönünde bir politika üstlenir.

(4) Devlet, özerk bölgeler ve yerel yönetimler, özellikle planlama araçları ve şehir ve bölgenin planlamasıyla ilgili genel kanuni çerçeve içinde, şehir arazisinin işgali, kullanımı ve dönüştürülmesini düzenleyen kuralları belirler ve kamu yararına şehir planlama amaçlarını yerine getirmeye yönelik araziyi kamulaştırır.

(5) İlgili taraflar, şehir planlama araçlarının ve diğer şehir ve bölge planlama araçlarının hazırlanmasına katılma hakkına sahiptir.

 

           12. İspanya Anayasası

Madde 47. (Konut hakkı), (Arazi kullanım planı.) – Tüm İspanyolların insana yakışır yeterli konut hakkı vardır. Kamu makamları, bu hakkın etkili bir şekilde kullanılabilmesi için gerekli koşulları geliştirir ve uygun standartları oluşturur ve spekülasyonu önlemek için, kamu yararını gözeterek arazi kullanım planını düzenler.

Toplum, kamu makamlarının kent politikalarından ortaya çıkan yardımlara katılır.

V. 1982 ve 1961 ANAYASALARINDA KONUT HAKKI

1982 Anayasası’nın 17. maddesi, 56 ve 57. maddeleri; bireylerin sağlıklı bir çevrede yaşama ve barınma haklarını koruma altına alınmıştır. Anayasamızın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Konut hakkı herkese tanınmış temel bir hak olmakla birlikte özellikle yoksul kesimler açısından daha da büyük öneme sahiptir. Bu nedenle insan hakkı belgelerinde yoksul ve dar gelirli kesimlere özellikle yer verilmektedir. Türkiye özelinde de örneğin 1961 Anayasasının 49. maddesinde “devlet yoksul ve dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alır” ifadesine yer verilmiş ve bu yönde eğilim ortaya konmuştur.

Özne bakımından konut hakkı ile yerleşme özgürlüğü arasındaki fark bulunmaktadır. Sahip olma ve yapabilme olarak yerleşme özgürlüğünün yararlanıcıları herkestir. Buna karşılık konut hakkı, bir sosyal hak ve bir isteme hakkı olarak, güçsüz toplumsal katmanlara yönelmektedir. Konut edinme güçlüğü bulunanların bu haktan yararlandırılmaları sosyal devletin öncelikli hedefidir. 1961 Anayasası, yoksul veya dar gelirli ailelerin konut ihtiyacını karşılamakla devleti yükümlü kılarken (m. 49), 1982 Anayasası sadece devlete yönelik olarak “konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır” kuralı ile getirilmiş bulunmaktadır. 1982 Anayasası genel bir kural getirerek konut sorununa ihtiyaç sahibi birey ve hak özneleri açısından yaklaşmaktan kaçınmıştır (m. 57). Öte yandan 1961 Anayasası özne kriterini birey olarak değil, yoksul konumdaki  aile şeklindeki tanımlamasıyla hak sahibi öznelere sorumluluğunu açıkça ortaya koymuştu. Sosyal devlet sistemini öngören 1961 Anayasası, konut sorununu sosyal hak anlayışıyla çözüme kavuşturmayı hedeflemişti.[16] Buna karşılık kenar başlığında “konut hakkı” kavramını kullanan 1982 Anayasası’nın (m.57), konut sorununa “sosyal haklar ve sosyal devlet anlayışıyla yaklaştığını ileri sürmek pek mümkün görünmemektedir.[17]

Maddenin düzenleme şekli dikkate alındığında, bu yükümlülüğün; devlet için, bir taahhüt ve zorunlu bir ödev haline getirildiği görülmektedir. Öte yandan 1982 Anayasası’nın 56/3. maddesinde; Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürmesini sağlamak yükümlülüğü verilmiştir. Bu hüküm gereği, Devlet, bireylerin yaşama hakkını korumak ve sağlamak için tüm tedbirleri almalı ve bu hakkı tehdit eden her türlü sakıncayı ortadan kaldırmalıdır.[18]

Konut hakkı ancak sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama imkânı olduğunda tam olarak kullanılabilir. Bu nedenle 1982 Anayasası’nın 56.maddesi çevre hakkını düzenlenmiştir. Anayasa’nın 56.maddesindeki düzenlemeyle; sağlıklı bir çevre ile konut hakkının birlikte ele alınması, Devlete; bu iki hakkın, birlikte gerçekleştirilmesi sorumluluk ve yükümlülüğünü getirilmiştir.

Devlet, 1982 Anayasasının 65. maddesinde yer aldığı üzere, Anayasa ile belirlenen görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir. Anayasal sınırlama bakımından; konut hakkıyla ilgili olarak, gerektiğinde kullanılabilecek böyle bir sınırlama örtüşmemektedir.[19] Konut hakkının gerçekleştirilmesinde, kullanılabileceği düşünülen; devletin mali kaynaklarının yeterliliği ölçüdeki sorumluluğu ve bu sorumluluğun sınırı; devletin gerek sosyal devlet kimliğiyle ve gerekse konut hakkının bir sosyal hak olması nedeniyle, devletin bu hakla ilgili yapma edimiyle yüklendiği anayasal sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle özellikle son dönemde TOKİ’nin öncülüğünde son yıllarda planlı yapılaşma, gecekondu ve plansız yapılaşmanın önlenmesi, mevzuatta konut üretimi ile konut alanlarının ıslahını engelleyen bir takım düzenlemelerin konut üretiminin planlı ve insan onuruna yakışır şekilde üretimini teşvik edecek adımların atıldığının da altını çizmek gerekmektedir.[20]

VI. SONUÇ

İnsan hak ve özgürlükleri içinde güvenlik içinde yaşama hakkını güvenceye alan birinci kuşak haklardan olan yerleşme özgürlüğünden sonra; insanlığın onur içinde yaşama hakkını sağlamak amacıyla ortaya çıkan sosyal haklar arasında yer alan konut hakkı; insan hakları bağlamında yerleşme özgürlüğüyle iç içe geçişiyle meydana çıkan karşılıklı bağımlılık; insan hak ve özgürlüklerinin, bir bütün halinde kullanılmasını gerektirmiştir.

Yeterli bir konuta sahip olma hakkı, dayanağını İnsan Hakları Uluslararası Hukukundan alır. Konut hakkı güvenceye alınmadan, konut dokunulmazlığının ve sağlık ve yaşama hakkının bir anlamı kalmayacağı gibi dengeli ve planlı bir kentleşme de mümkün değildir. Bu nedenle de konut hakkı insan haklarının en düşük eşiği olarak nitelendirilebilir. Konut hakkı temeldir, kalkış noktasıdır; varış yeri ise yaşam kalitesi evresidir. Nitelikli bir yaşam, ancak konut hakkı temeli üzerinde kurulabilir; yerleşme özgürlüğünü gerekli kılar; ne var ki, bunun ötesinde, devlete ve hak öznelerine düşen ödevler çerçevesinde ulaşılabilen bir kaliteyi, aşamayı ifade eder. Her insanın güvenli sağlam bir konut edinme hakkı bulunduğu gibi; devletin de konutta seçenek, çeşitlilik, ulaşılabilirliği arttırma ödevi bulunmaktadır.

Açıklamalar ışığında tali kurucu iktidar tarafından yapılması muhtemel kapsamlı anayasa değişikliklerinin Portekiz, İspanya, Almanya özelinde olduğu gibi daha kapsamlı ve devletin konut hakkının kullanımında hakkın niteliği gereği elverişli koşulları oluşturma yükümlülüğü daha net sınırlar çizilerek gerçekleştirilmelidir.

……………………..  19

Kaynakça

[1] BALKIR, Z.Gönül, Konut Hakkı ve İhlalleri: Kentli Haklarının Doğuşu, www.sosyalhaklar.net/2010/bildiri/balkir.pdf, (20.12.2011), sf.339.

[2] KABOĞLU, İbrahim, Yerleşme Özgürlüğü ve Konut Hakkı, 1995 yayin.todaie.gov.tr/goster.php?Dosya=MDQ5MDUxMDU3MDU2,  (20.12.2012), sf.149.

[3] BALKIR, age, sf.339.

[4] GÖZLER, Kemal; Anayasa Hukukuna Giriş, (www.anayasa.gen.tr/temelhaklar.htm.) 21.12.2011.

[5] Kemal Gözler, age.

[6] BALKIR, age, sf.340.

[7] BALKIR, age, sf.340.

[8] KABOĞLU, İbrahim, Özgürlükler Hukuku, Afa Yayınları, Aralık 1999, sf.212.

[9] KABOĞLU, 1995, age, sf.150.

[10] BALKIR, age, sf.341.

[11] BALKIR, age, sf.352

[12] KABOĞLU, 1999, sf.213.

[13] BALKIR, age, sf.343.

[14] KABOĞLU, 1995,

[15] http://www.adalet.gov.tr/duyurular/2011/eylul/anayasalar/anayasalar.htm, 23.12.2011

[16] BALKIR, age, 343-344.

[17] KABOĞLU, 1995, sf.163.

[18] BALKIR, age, sf.344

[19] BALKIR, age, sf.344.

[20] BAYRAKTAR, Erdoğan; Bir İnsanlık Hakkı: Konut, Kasım 2007, 1.Baskı, İstanbul, Boyut Yayınevi.

Yorum bırakın